İK Bloglarının Önemi

İK Pencerem blogumu oluşturma amacımı; “insan kaynaklarına ve insana” dair gördüklerimi, öğrendiklerimi, anladıklarımı paylaşarak; insan kaynakları yönetimi konusuyla ilgilenenlere ve İK’nın merkezindeki “insana” yararlı olmak olarak belirlemiştim.

Koşar adım sürdürdüğümüz hayatımız içerisinde “kendimize gerçekten ait olan zaman ne kadar?” sorusunun cevabı, bence kendi kendimize kaldığımızda yaptıklarımız ve düşündüklerimizdir.

Bu açıdan baktığımda; İK blogumda yazdıklarıma göz atmayı, neler yazabilirim diye düşünmeyi, yeni bir yazı yazarken defalarca değişiklik yapmayı, yazdığım yazıya gelen bir yorum/beğeni ile cesaretlenmeyi kendime ait anlardan birisi olarak görüyorum.

Her ne kadar İK blog sayfası oluşturmak, kendimize ait anlardan biri olsa da aslında yazdığımız yazı; paylaştığımız haber; yaptığımız bir değerlendirme, gözlemlerimiz, yayınladığımız bir fotoğraf, sunum, grafik: internet üzerinden sadece Türkiye’ye değil dünyaya ulaşabilmektedir.

Dolayısıyla; İK blogunun hem kişisel hem de evrensel bir niteliği olduğunu söyleyebiliriz.

İK blogları bazen İK’ya gönül veren amatöre, profesyonele, akademisyene; bazen İK eğitimini hedeflemiş öğrenciye; bazen İK ile ilgilenmeyen ama araştırdığı bir konuyla ilgili olarak veya tesadüfen kendisini İK bloglarında bulan insanlara; yani hem kendi ülkemizdeki hem de diğer ülkelerdeki insanların hayatına dokunmaya vesile olmaktadır.

Dolayısıyla, İK bloglarının hem mesleki açıdan hem de insani açıdan gerekli ve önemli olduğunu düşünüyorum.

2014 yılından itibaren her ay hazırlanan ve en son Aralık 2018 itibariyle güncellenen listeye göre, halen 203 İK blogu bulunmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde; “Bloggerlara ne oldu?” sorusuna cevap arayan “Meslek Dayanışması” başlığındaki yazı iki ayrı İK blogunda aynı anda yayınlandı. Tespitler şöyle;

  • Bazı bloggerlar iş hayatında yaşadıklarını tamamen yazdıklarına yansıtamadıkları için kendilerini sorgulayıp yazmayı bıraktılar.
  • Bazı bloggerlar blog yazılarının iş hayatında mobbing konusu olmasına ve yazdıklarının çalışma ortamını etkilemesi sonucu yazmayı bıraktılar.
  • Bazı bloggerlar sıkıldıkları, tükendikleri için ve hayat onlara başka yollar çizdiği için yazmayı bıraktılar.
  • Bazı bloggerlar ise isteklendirme kaynaklarına ve eleştirilere karşı yazmayı bıraktılar.
  • Bazı bloggerlar ise blogunu amaç mı araç mı olduğunu netleştiremedikleri için yazmayı bıraktılar.

Tabii ki tespitlere katılmamak mümkün değil.

Eğer, gelecek nesillere yaşanabilecek bir dünya bırakmak amacının karşılığı “sürdürülebilirlik” kavramı ise; bence İK bloglarındaki yazı ve sayfalarda kişisel ve mesleki deneyimlerin, bilgi birikiminin, fikir ve düşüncelerin farklı bakış açılarından paylaşılması gelecek nesillere ışık tutmaktadır. Yaptığımız işler, yazdığımız yazılar, sarf ettiğimiz cümleler de geleceğe mirasımızdır aynı zamanda.

Öyle sanıyorum ki; kişisel, toplumsal, kurumsal, teknolojik trendler ve diğer sebepler İK bloglarının sürdürülebilirliğini kesintiye uğratsa da; her şeye rağmen İK bloglarında paylaşılan bilgi, tecrübe ve deneyimlerin, anıların, değerlendirmelerin, fikirlerin; insanların hayatına değer kattığını, geleceğe miras olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s