“Yazmak” üzerine…

  • Çeşitli zamanlarda içimde açan fikirleri, düşünceleri yazıya aktararak paylaşmanın verdiği sıcaklığı hissetmek; bazen yazıya aktardıklarımın bir şey ifade etmediğini düşünmenin verdiği soğuk esintiye kapılmak; bazen sonbaharda dökülen yaprak misali kelimelerin, cümlelerin bir türlü yazıya geçmediğini görmek; yani her yazı sürecinde kendi içimdeki mevsimleri yaşamak…
  • Yazıyı oluşturulan doğru kelimeleri bulmak, doğru cümleleri kurmak; sonra olmadı deyip yazdıklarımı silip tekrar yazmak; kelimelerle, cümlelerle zaman geçirmek …
  • Yazı aracılığı ile kendime ait bir odada, kendime ait zamanı değerlendirme fırsatını kendime sunmak…
  • Kendi penceremden bakarak yazdıklarımı paylaşarak, iyi şeyler yaptığım duygusunu hissetmek…
  • Yazdıklarımı merakla ve istekle okuyan, belki de hayatına ışık katabileceğim, ismini / cismini bilmediğim en az bir kişinin olduğu / olacağı ihtimalini düşünmek…
  • İçimdeki sessizliği, yazıyla sese dönüştürmek…
  • Bilgi birikimimin, tecrübelerimin, yaşadıklarımın, gözlemlerimin, araştırmalarımın, düşüncelerimin, öğrendiklerimin yazı ile şimdiye ve geleceğe aktarılmasını sağlayacak arşiv oluşturmak, kalıcı olmak…
  • Yeri ve zamanı geldiğinde veya yersiz ve zamansız bir şekilde insanların, mekanların, ömürlerin değişmesini kabul etmek ama yazdıklarımın daima benimle olacağını bilmek…
  • Gönlümde ayrı bir önemi olan Ebru Sanatı ile ortaya çıkan her ebru nasıl eşsiz ise; yazdığım yazıların da ebrular gibi eşsiz olmasını sağlamak…

İşte! Bu cümleler; kendime sorduğum ” Neden yazıyorum ?” sorusunun cevabı olarak içimden yansıyan ve blog yazılarımı oluşturma sürecimi özetleyen cümlelerdir.

Belirsizlik ve Umut arasında…

2020 yılının ilk aylarında KORONA/COVID-19 isimli virüs tüm dünyada salgın hastalık olarak tanımlandıktan sonra olağanüstü günler yaşamaktayız. Her gün  yetkililerin, sağlık personelinin, akademisyenlerin, ilgililerin yaptığı açıklamalarla, yazılı-görsel-sanal basın yayın organlarındaki ve sosyal medyadaki video /ses kaydı /fotoğraf /yazı /yorum /paylaşımlarla yoğun bir şekilde kuşatılmış durumdayız.

Bu salgın hastalık durumu “…her şey bir anda anlamsız gelecek…”(*) , “…çok karanlık bir cümlede durmuş gibiyiz…”(**) sözlerini hatırlattığı gibi; özel hayatımızı, iş hayatımızı, toplumsal hayatımızı  derinden etkiledi. Umutlarımız, hayallerimiz, planlarımız yerini endişeye, belirsizliğe bırakmaya başladı.

Rutin süren aile, çalışma, sosyal düzenimiz nerdeyse tamamen farklılaştı. Bu süreçte “olmaz, değişmez” denilen şeylerin nasıl bir anda “olduğuna, değiştiğine” şahit olduk ya da bizzat kendimiz yaşadık. Bu nasıl oldu? sorusunun cevabını; virüsün çok kısa sürede yayılması özelliğine karşı alınması gereken önlemlerin belirlediğini söyleyebiliriz.

Öncelikle tüm vatandaşların kendi önlemini/kendi olağanüstü halini ilan etmesi gerekliliği ve #EVDEKAL sloganıyla birlikte evde kalma hali oluştu. Fakat genel bir zorunluluk olmadığı için herhangi bir nedenle veya duyarsızlıktan evden çıkanlar olduğu gibi bazı işyerlerinde esnek/uzaktan çalışma uygulanmadığı için mecburen işyerine gitmek durumu devam etmektedir.

Evde kalma ile birlikte iş-yaşam dengesi içerisinde genellikle yakındığımız ailemize yeterli zamanı ayıramama durumu da değişti. Hatta eğitim sisteminde uzaktan eğitime geçilmesi ile birlikte evde kalan aile bireyleri birbiriyle daha çok vakit geçirme olanağı elde edilmiş oldu diyebiliriz.

İş hayatına baktığımızda; özellikle kamu sektöründe, uygulanmasının önünde bir çok engel olduğu düşünülen esnek/dönüşümlü/uzaktan çalışma düzenine zorunlu olarak çok hızlı bir şekilde geçildiğini; özel sektörde ise bazı iş kollarında zaten uygulanan esnek/uzaktan çalışmanın yaygınlaşmasının hızlanmış olduğunu söyleyebiliriz.

İnsan Kaynakları açısından; kamu ve özel sektör ayrımı olmadan Şirketlerin fiziksel olarak yapılan işler dışında bilgisayarla yapılan işlerde dijitale geçilmesi, işlerin/toplantıların/görüşmelerin online olarak yapılması ile birlikte dijitale uyum sağlama, dijital kültür, dijital iletişim ve işbirliği gibi insana özgü konulara odaklanmak üzere Dijital İK/ İK’nın dijitalleşmesinin ne kadar önemli olduğunu bir defa daha belirtmek gerekiyor.

Ayrıca; bu salgın hastalıkla ilgili olarak, bir taraftan maalesef insanları hayatlarından koparmasını, insanları bir anda hazırlıksız ve çaresiz bırakmasını negatif yönlü etki olarak belirtebiliriz diğer taraftan hızla gitmekte iken birden frene basıp durmamızla birlikte ailemizin, işimizin, sağlığımızın ne kadar önemli olduğunu, egolarımızdan sıyrılmamız gerektiğini, kendimizle birlikte başkalarını düşünmenin önemini, birbirimize değer vermeyi, mutluluğumuzun başkalarının mutluluğundan geçtiğini tekrar hatırlatmasını pozitif yönlü etki olarak değerlendirmek mümkün.

Çok basit gibi görünen el yıkamanın ve hijyene dikkat etmenin ne kadar hayati bir önemi olduğu, günlük yaşantımızda sosyal/fiziksel mesafeye dikkat etmek gerektiği, vücut direncinin artırılması/bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinin yaşamsal nitelikte olduğu, durumun yol açtığı psikolojik/sosyolojik etkilerin incelenmesi gibi konular gündemdeki yerini korumaktadır.

Bu yazımı; özel, genel, global etkileri olan bu salgın hastalıkla mücadelede (başta sağlık hizmetleri olmak üzere hayati hizmetlerin aksamaması için özveriyle görev yapan kamu ve özel sektör çalışanlarına/ emek verenlere teşekkür ederek) bu zor döneme ilişkin not düşmek adına blogumda paylaşmak istedim.

“Ve dayayıp başını koltuğun arkasına, bir gün başka bir yerde olmak duygusu”(***) içerisinde;

halen yaşadığımız belirsizliğin bittiği, umutlarımızın hiç bitmediği bir hayat dileğiyle…Sevgilerimle…

(*)Sezen Aksu

 (**)Edip Cansever

(***) Turgut Uyar

İK Profesyonelleri & Bloggerları ile mini Röportajlar

Merhaba,

İK bloglarının hem kişisel hem de evrensel bir niteliği olduğunu, İK bloglarındaki yazı ve sayfalarda kişisel ve mesleki deneyimlerin, bilgi birikiminin, fikir ve düşüncelerin farklı bakış açılarının paylaşılmasının gelecek nesillere ışık tuttuğunu, yaptığımız işlerin, yazdığımız yazıların geleceğe miras olduğunu düşünüyorum.

İK Profesyonellerinin ve Bloggerlarının mesleki ve çalışma hayatlarına, bloglarına dair düşüncelerini, yaşadıklarını, fikirlerini, tespitlerini, deneyimlerini paylaşmak suretiyle İK’ya ve insana ilham vereceklerine inandığım için; “İK PROFESYONELLERİ & BLOGGERLAR İLE MİNİ RÖPORTAJLAR” projesini hayata geçirmek üzere:

Kasım-Aralık 2019’da: İK Blogger listelerindeki Bloggerların (263 blog isminin yer aldığı listede HRBlogmix‘e göre 107 blog aktif) bloglarındaki iletişim bilgilerine eriştiğim 85 Bloggera e-mail ve twitter yoluyla 20 röportaj sorusu ilettim. İK mesleğine ve bloglarına gönül vermiş olan, zaman ayırıp soruları yanıtlayan değerli İK profesyonelleri ve bloggerlarının verdiklere cevaplar ile İK’ya ve insan’a yararlı bir dokunuş yaptıklarına, ilham verdiklerine inanıyorum. Tüm İK Profesyonelleri ve Bloggerlarına teşekkürler…

Röportaj cevapları 2020/1. bölüme ve 2020/2. bölüme yetişmeyen, iletişim bilgilerine ulaşamadığım, iletişim bilgisi değiştiği için e-mail gönderemediğim, İK Profesyoneli & Bloggerlarının bu projeye dahil olmasından onur duyarım.

Sevgi ve saygılarımla…

Serpil TÜRKMEN

sepoturkmen@gmail.com

 

2020.İK PROFESYONELLERİ&BLOGGERLARI Röportaj/2.bölüm

2020.İK PROFESYONELLERİ&BLOGGERLARI Röportaj/1.bölüm

Adsız

“İK Profesyonelleri&Bloggerlar ile mini röportajlar” projesi

Bu yılın başında yazdığım “İK Bloglarının Önemi” başlıklı yazımda özetle;

“…İK bloglarının hem kişisel hem de evrensel bir niteliği olduğunu; İK bloglarının bazen İK’ya gönül veren amatöre, profesyonele, akademisyene; bazen İK eğitimini hedeflemiş öğrenciye; bazen İK ile ilgilenmeyen ama araştırdığı bir konuyla ilgili olarak veya tesadüfen kendisini İK bloglarında bulan insanlara; yani hem kendi ülkemizdeki hem de diğer ülkelerdeki insanların hayatına dokunmaya vesile olduğunu…”;

“… gelecek nesillere yaşanabilecek bir dünya bırakmak amacının karşılığı “sürdürülebilirlik” kavramı ise; İK bloglarındaki yazı ve sayfalarda kişisel ve mesleki deneyimlerin, bilgi birikiminin, fikir ve düşüncelerin farklı bakış açılarının paylaşılmasının gelecek nesillere ışık tuttuğunu, yaptığımız işlerin, yazdığımız yazıların, sarf ettiğimiz cümlelerin de geleceğe mirasımız olduğunu…” vurgulamıştım.

İK Profesyonellerinin ve bloggerlarının mesleki ve çalışma hayatlarına, bloglarına dair düşüncelerini, yaşadıklarını, fikirlerini, tespitlerini, deneyimlerini paylaşmak suretiyle İK’ya ve insana ilham vereceklerine inandığım; “İK PROFESYONELLERİ & BLOGGERLAR İLE MİNİ RÖPORTAJLAR” projesini hayata geçirmek için;

Sn. Artemiz GÜLER‘in ve Sn. Ceren BANDIRMA‘ nın oluşturdukları İK Blogger listelerinde aktif olan Bloggerlara ( halen 259 blog isminin yer aldığı listede HRBlogmix‘e göre 107 blog aktif) e-mail yoluyla 20 röportaj sorusunu gönderiyorum.

İK mesleğine ve bloglarına gönül vermiş olan değerli İK profesyonelleri ve bloggerları, zaman ayırıp soruları yanıtladıklarında; İK’ya ve İnsan’a yararlı bir dokunuş yapacaklarına inanıyorum. Tüm İK profesyonelleri ve bloggerlara şimdiden çok teşekkürler…

Soruların hazırlanmasında Sn. Emre İnanç KAYATÜRK, Sn. Nilüfer KOÇYİĞİT ve Sn. Hasan BALTALAR’ın fikirlerini aldım. Kendilerine ayrıca teşekkür ederim.

“İK PROFESYONELLERİ & BLOGGERLAR İLE MİNİ RÖPORTAJLARI” projesinin sonucunda oluşacak e-kitabı en kısa sürede paylaşmak ümidiyle…

Not: İK Blogger Listesinde olan fakat blogunda iletişim bilgilerine ulaşamadığım veya iletişim bilgisi değiştiği için e-mail gönderemediğim İĶprofesyonelleri & Bloggerlarını projeye dahil etmek üzere; bu yazıyı okuyan bloggerlar destek olurlarsa çok memnun olurum.

İş hayatında “ses ve sessizlik”

Günlük hayatımızın akışı içerisinde bazen sessizliğe ihtiyacımızın olduğu/sessizliğin değerli olduğu anlar olmaktadır.

“Bilgi Çağı”, “Bilgi Ötesi Çağ” denilen içinde bulunduğumuz 21.yüzyılda; iş hayatının sessizliğe ihtiyacı olabilir mi? İş yerlerinde sessizlik mi değerlidir? Yoksa seslilik mi?

Bu sorulara cevap aramak üzere; önce tanımlardan yola çıkıp, bu konudaki literatüre uğradıktan sonra, durum özeti ile yolculuğumuz tamamlanmış olacak.

Ses: “Kulağın duyabildiği titreşim, seda, ün; duygu, düşünce;  herhangi bir davranış, tutum karşısında uyanan ruhsal tepki (Vicdanın sesi. Aklın sesi) …” olarak tanımlanmış (*) olup;

“İş hayatında ses”; çalışanların kendi aralarında ve yöneticilere duygu ve düşüncelerini, fikir ve önerilerini iletmelerini, bilgi ve görüşlerini, endişelerini ifade etmelerini içermektedir.

Sessizlik: “Ortalıkta gürültü olmama durumu, sükût” olarak tanımlanmış (**) olup;

“İş hayatında sessizlik”; olumsuz tepki görme endişesi, hiyerarşi/yönetici korkusu, iş yerine bağlılık duygusunun zayıflığı, iş yerindeki güvensizlik ortamı, işini kaybetme, terfi edememe kaygısı, iş yeri kuralları, yöneticilerin yetersizlikleri, ücret adaletsizliği, iş yeri verimsizliği/performans düşüklüğü, özgüven eksikliği gibi sebeplerle; söylenmesi gereken fikirlerin/düşüncelerin/görüşlerin/önerilerin/eleştirilerin bilinçli olarak söylenmemesini, saklı tutulmasını içermektedir.

Akademik literatürde; sessizlik; “konuşmanın olmaması veya açık bir şekilde anlaşılabilecek bir davranışın olmayışı”, “pasif bağlılık”, “çalışanların işlerini ve kurumunu iyileştirmeyle ilgili fikir bilgi ve düşüncelerini kasıtlı olarak esirgemesi”, ” itiraz veya onay gibi bir dizi biliş, duygu veya niyet içeren kendi iletişim biçimine sahip olduğu için ses yokluğu” olarak tanımlanmaktadır. Seslilik ise; “örgütsel tatminsizliğe bir tepki”, “sadece eleştirmekten ziyade iyileştirme niyetiyle yapıcı meydan okumayı vurgulayan zorunlu olmayan davranış”, “bireylerin işyerinde durumun iyileştirilmesi yönünde yönlendirdiği herhangi bir etkinlik”, “insanların örgütsel eylemlerinin ve görüşlerinin gönüllü ifadesi” olarak nitelendirilmiştir. (***)

Bu konuda yapılan araştirmalarda, iş yerinde sessizliği oluşturan faktörler; bireysel, sosyal ve örgütsel olarak üç grup altında sınıflandırılmaktadır.(****)

Bireysel faktörler: çalışanların, sezgilerini, önyargılarını ve çalışma ortamında karşılaştıkları riskleri içermektedir. Bu sezgi, önyargı ve riskler, çalışanların kendilerini örgütün bir parçası gibi hissetmemelerine, örgütsel konulara dâhil olamamalarına ve örgütle uyum sağlayamamalarına neden olmaktadır.
Sosyal faktörler: Çalışanlar arasındaki uyumu, sorumluluk dağılımını ve güvensizlik iklimini içermektedir. Kişiler arasındaki uyumsuzluk ve güvensizlik iklimi çalışanların örgütsel süreçlerde yer almalarını engelleyerek, örgütsel konular hakkında yeterli bilgiye de ulaşamamalarına neden olmaktadır.
Örgütsel faktörler: İş yerinde tartışmasız olarak kabul edilen değerleri, yanlış ifade edilen düşünceleri ve çalışanlar arasında dayanışmanın olmamasını içermektedir. Bunun yanı sıra, algılanan örgütsel ve yönetsel destek, algılanan riskler, örgüt kültürü ve yönetimin açıklığı da sessizliği oluşturan faktörlerdir.

İşyerindeki sessizlik: çalışanlar arasında fikirlerin uyuşmamasıyla birlikte iş tatminsizliğine, motivasyon ve bağlılık düzeyinin düşük olmasına, strese, memnuniyetsizliğe, işgücü devrine, iletişim kopukluklarına, geri bildirim eksikliğine, kariyer fırsatlarını kaçırmaya neden olmakta, kararlarda merkezileşmeyi, dayanışma eksikliğini ve aynı zamanda örgütsel süreçlerin etkinliğini, örgütsel değişim ve gelişimi de olumsuz yönde etkilemektedir.

Diğer taraftan; çalışanların değişen örgütsel unsurlara veya rutin uygulamalara uyumu kolaylaştırarak, örgütsel bağlılığın arttırması da mümkün olabilmektedir.

Sonuç olarak: Sürekli değişen ve gelişen günümüz dünyasında, yenilikçilik(İnovasyon), yaratıcı / analitik düşünme, problem çözme, girişimcilik, çeviklik gibi yetkinliklerin gerekliliği söz konusu olup; yeni teknolojilerin, dijital araçların varlığıyla birlikte; sözlü, yazılı, görsel ve dijital olarak her seviyede etkili iletişim kurabilmenin önem taşıdığı dikkate alınarak;

1.İş yerinin misyon, vizyon ve hedefleri çerçevesinde iş yeri başarısı için; yetkin, yetkili, mutlu çalışanlara ve sesli iş yerlerine ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

2.Geleceğe adaptasyon sağlayarak, yüksek motivasyona/performansa sahip bir iş yeri oluşturmak ve sürdürülebilirliğini sağlamak için; iş yeri çalışanlarının sessiz kalmadığı, fikir/düşünce/öneri/eleştirilerini varsa sorunlarını rahatça ifade ettiği, sessizliğin olmadığı bir iş yeri iklimi/ortamı oluşturmanın kaçınılmaz hale geldiğini belirtmek gerekir.

Kaynaklar:

(*)(**) Türk Dil Kurumu Sözlüğü

(***)Örgütsel Bağlılık ve Örgütsel Sessizlik İlişkisini Belirlemeye Yönelik Ampirik Bir Çalışma-(Pelin VARDARLIER,Özge AKINER), Siyaset, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi,Temmuz 2017, Cilt:5, Sayı 3

(****) Örgütlerde Sessizlik İklimi, İşgören Sessizliği ve Örgütsel Bağlılık İlişkisine Yönelik Bir Araştırma-(Funda ÜLKER, Pelin KANTEN), Aksaray Üniversitesi İİBF Dergisi, Temmuz 2009, Cilt: 1, Sayı: 2

Entegre Raporlama üzerine…

Entegre Yönetim Sistemi üzerine daha önce iki yazı yazmıştım: Önce bu yazılarımı kısaca hatırlatmak isterim:

Farklı Yönetim Sistemlerinin Entegre Edilmesine Dair başlıklı yazımda; “…Entegre yönetim sistemi deyince; birbirinden farklı birden fazla yönetim sisteminin tek çatı altında toplandığı, farklı sistem gereklerinin aynı anda karşılandığı, bütünsel uygulanan sistemden bahsedilmektedir.

Her bir yönetim sisteminin kendi uygulama metodolojileri ve yaklaşımları olmakla birlikte, farklı olan yönetim sistemleri arasında pek çok geçişkenlikler ve benzerlikler de bulunmaktadır. İşte bu ortak noktaların birlikte ele alınmaması ve bu farklı sistemlerin birbirleri ile entegre hale  getirilmemeleri halinde kurum ve kuruluşlarda önemli verimlilik kayıplarına yol açılması kaçınılmaz olacaktır.

Kurum ve kuruluş hizmetlerinin, uluslararası kabul görmüş yönetim sistemlerine uygun yönetim anlayışı ile yerine getirilmesinin ve hizmet(ürün) kalitesinin sürekliliğinin sağlanabileceğinin güvencesi olan entegre yönetim sisteminin temelini oluşturan yol ve zihin haritasının çok sağlam olması, sistem gerekliliklerinin, yeterliliğinin, sürekliliğinin, sevk ve idaresinin, takibinin, kontrolünün, denetiminin yerinde-zamanında-etkili ve verimli bir şekilde yapılması, her kademedeki tüm çalışanların sistemin içerisinde olduğunu içselleştirmesi, hayati önem arz etmektedir. “

Yönetim Sistemleri ve Disiplin başlıklı yazımda ise; “…yönetim sistemlerini sadece uluslararası belgeye sahip olmak olarak görmeyip, yönetim sistemlerini gerçekten ISO standardının istediği şartları yerine getirmek üzere kurulması, uygulanması, raporlanması, düzeltici faaliyetlerin ve denetlemelerin yapılması; iş yerlerinde her kademedeki yönetici ve çalışanların katılımı sağlanarak, herkesin kimse söylemeden 5N 1K’yı yani; Neyi ?, Nerede ?, Ne zaman ?, Nasıl ?, Neden ?, Kim tarafından? yapılacağını bilmesi, işlerin her seferinde en iyi şekilde ve sürekli iyileştirme ile sürdürülebilir bir şekilde yapılması, yapılan işin ölçülmesi, iş yerinin bir parçası olma hissinin verilmesi; aslında, kural, ilke ve sorumluluklardan ibaret olan disiplinin de sağlanmasını ve uygulanmasını beraberinde getirmektedir

Bence; birbirinden farklı yönetim sistemlerinin ISO standartlarında uygulandığı iş yerlerinde, disiplinin sağlanması ile birlikte inovasyonun / yenilikçiliğin oluşması ve yerleşmesi için ihtiyaç duyulan; her şeyin açık ve net olduğu güvenli ve anlamlı bir çalışma ortamının, sağlıklı iletişimin sağlanması da mümkündür.”

Şimdi değineceğim Entegre Raporlama; Türkiye web sayfasında (*) şöyle anlatılmıştır:

Entegre Raporlama Nedir?

Entegre Raporlama Nedir?

“ Entegre rapor, bir kuruluşun içinde yer aldığı dış çevre bağlamında stratejisi, yönetimi, performansı ve gelecekten beklentilerinin kısa, orta ve uzun vadede nasıl değer yarattığının kısa ve öz bir iletişimidir.’ (IIRC).

‘Şirket faaliyetinin önemli finans ve sürdürülebilirlik meseleleri arasındaki bağlantıyı ve sürdürülebilirlik meselelerinin değer yaratımını devam ettirmek üzere uzun vadeli stratejiyle nasıl bütünleştirildiğini net olarak ifade ettiği bir rapordur.’ (Mervyn King).

‘Entegre raporlama kuruluşun mevcut raporlarında yer alan en önemli bilgileri bir araya getirirken bunların birbirleriyle bağlantısını kurar, bunların kuruluşun bugün ve gelecekte değer yaratmasına nasıl etki ettiğini anlatır.’ (Aras&Sarıoğlu TÜSİAD 2015)

Entegre Raporlama:

  • Finansal rapor kullanıcılarına sunulan bilginin kalitesini artırmayı
  • Kurumsal raporlamaya daha bütüncül ve verimli bir yaklaşım getirmeyi
  • Sermayenin geniş bir tabanı (finans, üretilmiş, fikri, insan kaynağı, sosyal, ilişkisel ve doğal) için hesap verebilirlik ve yönetilebilirlik öğelerini güçlendirmeyi
  • Kısa, orta ve uzun vadeli değer yaratılmasını teşvik etmeyi amaçlamaktadır. “

Entegre Raporlama için tabii ki Entegre Yönetim Sistemi olması şart değildir. Ama Entegre Yönetim Sistemini oluşturan ve uygulayan kurum/ kuruluş/ şirket; Entegre Yönetim Sistemi ile paralel olarak Entegre Raporlamaya mutlaka geçmelidir ki; böylece, birbirinden farklı yönetim sistemlerinin birbirinden farklı şartlarının/gerekliliklerinin bütünsel olarak yerine getirilip getirilmediğine ilişkin veriler ortaya koyulabilsin ve sadece üst yönetimle değil tüm iç-dış paydaşlarla paylaşılabilsin.

Entegre Raporlama’ yı; yıllık faaliyet raporu / finansal / idari / teknik / insan kaynakları gibi birim / faaliyet bazlı raporlar veya birim /faaliyet bazlı bilgilerin özeti veya kurumsal iletişim / halkla ilişkiler gibi bir faaliyet olarak algılamak yanlış olmamakla birlikte eksik bir değerlendirme olacaktır. Çünkü; Entegre Raporlama’da; hem mevcut raporlamayı içeren hem de mevcut raporlamadaki verilerin daha kaliteli hale getirildiği daha gelişmiş daha modernize bir raporlama söz konusudur.

Entegre Yönetim Sistemi nasıl ki entegre bir düşünme’yi gerektiriyor ise; Entegre Raporlama da Entegre Düşünme’yi gerektirmektedir.

Kurumsal Raporlamada Yeni Dönem: Entegre Raporlama” başlıklı çalışmada (**) ;” …Entegre düşüncenin temelinde kuruluşun kullandığı tüm kaynakların (finansal, imal edilen, doğal, entellektüel, insan, sosyal, paydaşlarla ilişkiler) birbirleriyle olan bağının kurulması ve bunların kısa, orta ve uzun vadede değer yaratımına nasıl bir etkisi olduğunun anlaşılması yatmaktadır. Bunun için, kuruluşun operasyonel ve fonksiyonel birimlerinin ve değer yaratmada kullandığı tüm sermayelerin göz önünde bulundurulması gerekir. Bu anlamda entegre rapor, sadece bir rapor değil, kuruluşun değer yaratma sürecine yaklaşımının da bir yansımasıdır. Entegre düşünce; entegre raporlamanın bir gerekliliğiyken, rapor da bu düşünce biçiminin bir ürünüdür. ” olarak özetlenen Entegre Düşünce’nin gerekliliği Entegre Raporlama’nın olmazsa olmaz bir unsurudur diyebiliriz.

Entegre Raporlama ile;

  • Entegre Yönetim Sistemi içerisindeki Kalite Yönetim Sistemi (ISO 9001), Çevre Yönetim Sistemi (ISO 14001), İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi (ISO 45001), Müşteri Memnuniyeti Yönetim Sistemi (ISO 10002), Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi (ISO 27001), Enerji Yönetim Sistemi (ISO 50001) gibi birden fazla yönetim sisteminin entegrasyonunun sağlanması ve değerlendirilmesi,
  • Çalışanları da içeren iç paydaşların; müşteriler ve toplumu da içeren dış paydaşların beklentileri ile uyum sağlanması,
  • Sürdürülebilir, şeffaf , sosyal sorumluluk içeren sağlıklı kararların alındığı bir Yönetim yapısının sağlanması mümkündür.

Entegre Raporlama Nasıl Yapılacak?

Entegre Raporlama’nın özünde; finansal ve finansal olmayan bilgilerin sistematik ve tutarlı bir şekilde tanımlanması ve değerlendirilmesinin olduğunu düşünürsek, Entegre Yönetim Sistemini oluşturan her biri farklı olan yönetim sistemlerinin ayrı ayrı performanslarını ve risklerini değerlendirmek ve Entegre Raporlama ile bu ayrı değerlendirme verilerini bir araya getirerek bütünsel hale getirmek, iş yapış biçimlerini/iş süreçlerini ve karar alma süreçlerini de etkileyerek belki de en önemlisi Entegre Düşünme’nin yaygınlaşmasını, benimsenmesini sağlamak açısından çok önemlidir.

Kurumsal Raporlamada Yeni Dönem: Entegre Raporlama”  başlıklı çalışmada (**) Entegre Raporlamaya İlişkin olarak yeni başlayacaklar için şu tavsiyelerde bulunulmuştur:

Sürdürülebilirliği iş yapma biçimi haline getirin: Öncelikle sürdürülebilirliği stratejileriniz ve iş modelinize nasıl entegre edebileceğinizi düşünün. Entegre düşünce yapısını tesis etmekle işe başlayın. Entegre düşünce yapısına sahip olan ve sürdürülebilirliği şirket stratejisine dönüştüren şirketler için entegre raporlamaya geçiş doğal bir adım olacaktır.

Üst yönetimin desteğini alın: Entegre raporlama üst yönetimin desteğini ve sürece yakından dahil olmasını gerektirir. Entegre düşünce ve değer yaratımı için vizyon üst yönetimden gelmeli, geniş bir yelpazeden yöneticilere ve çalışanlara entegre raporlama anlayışı eğitimler ve diğer girişimlerle aktarılmalıdır. Üst yönetim entegre raporlama sürecini yakından takip ederek, kuruluşta entegre düşünceyi tesis edecek mekanizmaları kurmalı, nihai raporu ve çıktılarını dikkatlice değerlendirmelidir.

Ekip oluşturun: Yıl boyunca entegre raporlama çalışmalarını takip ederek koordinasyonu sağlayacak profesyonellerden oluşan bir ekip kurun. İlgili departmanlarda entegre raporlamadan sorumlu birer temsilci atayın.

Önemli konulara odaklanın: Kuruluşunuzu ilgilendiren tüm konuları ele almaya çalışmaktansa değer yaratmak için en önemli konuların hangilerini olduğunu belirleyin. Önemli mesajları vermek ve finansal bilgiler ile finansal olmayan bilgiler arasında doğru dengeyi bulabilmek önemlidir.

Sistemler oluşturun: Verilerin ve bilgilerin toplanmasına ilişkin yazılı süreçler tanımlayın. Verilerin doğru ve ulaşılabilir olması için entegre raporlama veri sistemleri ve iç kontrol sistemleri kurun. Verileri düzenli olarak denetleyin.

Paydaşları dahil edin: Sürece paydaşlarını da dahil edin, onların ihtiyaçlarını tespit ederek nasıl cevap verebileceğinizi düşünün. Rapor yayımlandıktan sonra paydaşlarınızın rapor hakkındaki görüşlerini alın.

Entegre raporlamanın bir yolculuk olduğunu unutmayın: Entegre raporlamaya başlayacak kuruluşlar bunun bir yolculuk olduğunu ve yol boyunca birçok eksikliğin tespit edilerek zaman içerisinde geliştirileceğini unutmamalıdır. İlk raporda her şeyin mükemmel olmasını beklemek doğru değildir, bu yolcuğa çıkmak başlı başına cesaret verici, öğretici ve değerlidir. ”

Aslında; Entegre Raporlamaya İlişkin olarak yeni başlayacaklar için yukarıdaki tavsiyeler zaten Entegre Yönetim Sistemi içerisindeki Kalite Yönetim Sistemi (ISO 9001), Çevre Yönetim Sistemi (ISO 14001), İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi (ISO 45001), Müşteri Memnuniyeti Yönetim Sistemi (ISO 10002), Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi (ISO 27001), Enerji Yönetim Sistemi (ISO 50001) gibi birden fazla yönetim sistemini kuran ve işleten kurum/kuruluş/şirkette; ISO standartlarının istediği/ olması gereken standart gereklilikleri olduğu düşünülürse;

Entegre Yönetim Sisteminin uygulandığı bir yerde Entegre Raporlama yapmak; hem daha avantajlı hem de değer yaratma açısından gereklidir diyebiliriz. Yeter ki ! Entegre Düşünce’yi unutmayalım…!

KAYNAK:

(*)http://www.entegreraporlamatr.org

(**)Güler Aras & Gaye Uğur Sarıoğlu, Kurumsal Raporlamada Yeni Dönem: Entegre Raporlama, TÜSİAD 2015

Hayatımızın özeti nedir?


” Sevgileri yarınlara bıraktınız; çekingen, tutuk, saygılı.

Bütün yakınlarınız, sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz); bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi, kalbinizi dolduran duygular, kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz; çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

Yılların, telâşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde açan çiçekler vardı; gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz, yahut vaktiniz olmadı.” demişti şair (*) “SEVGİLERDE” şiirinde …

Geçmiş ve gelecek arasında gidip gelen/ geçmişle geleceği aynı anda yansıtan; hüzün, umut, sevgi, korku içeren sahnelerin olduğu; yaşamla ölümü sorgulayan; şaşırtıcı sahne ve cümleler barındıran; şahane müzikle ve şiirle harmanlanan; gerçekten çok etkileyici ve ödüllü “SONSUZLUK VE BİR GÜN ” filminde (**) – “Yarın ne kadar sürecek?” sorusunun sihirli cevabı ise; “ Sonsuzluk ve bir gün” olmuştu.

Belirttiğim şiir ve film bana ZAMANA ve SEVGİYE dair iki sözü hatırlatır:

  • “Zaman yok – hayat çok kısa – kavgalar, kalp kırmalar, özürler, hesap sormalar. Sadece sevmek için zaman var – ve fakat, sadece kısa anlar’’ (***)
  • “Sevgi: … Evrendeki en güçlü görünmeyen kuvvet; alanı ve vereni aydınlatan ışık; insanları birbirine çeken yerçekimi; bencillikten koruyan güç; uğrunda yaşadığımız ve öldüğümüz şeydir…” (****)

Aslında; gerek İŞ HAYATI gerek İŞ DIŞI HAYAT gerekse her ikisi arasındaki etkileşimde çoğu zaman istediğimiz şekilde gösteremediğimiz / gösterilmeyen, dile getiremediğimiz / getirilmeyen, anlatamadığımız / anlatılmayan SEVGİ bir tarafta; yönetmeye çalıştığımız / yönettiğimizi zannettiğimiz ZAMAN diğer tarafta yer almakta ve SONSUZ / BİR GÜN ikilemini içeren hayatımızın özeti kendimizde saklı değil mi?

(*) Behçet Necatigil

(**) Yönetmen: Theo Angelopoulos Müzik:Eleni Karaindrou ve Mikis Theodorakis

(***) Mark Twain

(****) Albert Einstein