GERÇEKLİK ÜZERİNE..?

Hiç kimsenin saatlerden kaçamadığı günümüzde; saatler bütün yaşamımızı kuşatmış durumdadır. Saati durdurabilmek mümkün olsa zaman da duracak mı? Kısıtlı süreler içinde koşuşturmalar ile geçen hayatımızdan saatleri çıkarınca her şey altüst mü olacak? Yapmak istediğimiz şeyleri sınırsız bir zaman diliminde yerine getirmek için fırsat mı yakalayacağız? Sevdiklerimizle daha çok vakit geçirebilecek miyiz? Endişelerimiz, üzüntülerimiz, kaygılarımız azalacak mı? Kahkahalarımız, neşemiz, sevinçlerimiz artacak mı?

Çalışma hayatımızda yeri olan; ” Çok yoğunum”, ” Zamanım yok”, “Vakit bulamıyorum”, “Yapacağım bir sürü iş var “, “Yetiştirmem gereken bir proje var”, ” Planlı bir eğitimim var”, “Programlı bir işim var”, ” Toplantıya yetişmem lazım” gibi cümleleri artık söylemeyecek miyiz?

Günlük yaşantımız gerçekliğini yitirecek mi? Yoksa her şeyin bir rüyadan ibaret olduğunu mu anlayacağız ?

Bizi elinde tutan ve günü geldiğinde bırakacak olan saate iyi bakalım, zamanımızı iyi bir söz söyleyerek, iyi bir davranış sergileyerek, iyi bir eylem gerçekleştirerek, iyilik yaparak, iyi şeylerle geçirelim.

Sözü; hayatın gerçeklerini öğreten, hayallerimize tercüman olan, hislerimizi yansıtan, duygularımızın şifresini çözen şiir dizelerine bırakalım…

“belki de bir ağacız biz,

bazen çiçekli bazen çiçeksiz,

bazen kuşlar konar,

bazen kanatlanıp uçar cıvıltıları kalır artlarında şiirlere işleyen,

bazen biz silkeleriz kendi kendimizi acımasız bir rüzgara,

bazen kökümüzden silkelerler benzetirler kupkuru bir ağaca,

ama bir bahar akşamı yeter çiçeklenmek için yeniden baştan ayağa,

insan, umudu maviler durur boşluklarda,

öldükten sonra da gözü hep yıldızlarda…”

Reklamlar

Kurumsal Sosyal Sorumluluk ile İnsan Kaynakları etkileşimi ve mini anket…

Sosyal Fayda” başlıklı blog yazımın dipnotunda belirttiğim üzere; bu yazımda, kurumsal sosyal sorumluluk ve insan kaynakları etkileşimini ele alacağım.

İki farklı kavram olan “sosyal sorumluluk” ve “kurumsal sosyal sorumluluk” kavramlarında ortak payda gönüllülük olup, kurumsal sosyal sorumluluk ; toplumsal ve çevresel konuların gönüllülük esası ile Şirketin iş süreçlerine ve paydaşlarla olan etkileşimle birleştirilmesini kapsamaktadır.

Paydaş (iç-dış) tanımını “Şirketin başarısından etkilenen veya Şirketin başarısını etkileyen kişi veya gruplar” olarak belirtirsek, kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin; topluma ve paydaşlara yönelik olup, aynı zamanda iç paydaş olan Şirket çalışanlarını da kapsadığını söyleyebiliriz.

Dolayısıyla; kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile hem şirket itibarının hem de paydaşlarla olan ilişkilerin güçlendiğinden bahsetmek mümkündür.

Özetle; KSS projesi içinde paydaşlar dikkate alınmamışsa projenin kurumsal değil sadece sosyal sorumluluk kapsamında “hayırsever şirket” olmak amaçlı bir proje olduğunu söyleyebiliriz.

KSS projeleri sadece sosyal sorumluluk değildir. Kurumsal yönetişimden, kurumsal kültüre kadar her şeyi kapsar ve sürdürülebilirlik ile ilgilidir.

Kurumsal sosyal sorumluluk(KSS) ile İnsan Kaynakları (İK) etkileşimine baktığımızda; birçok hedefi olan İK’nın stratejik nihai hedefini “çalışanların motivasyonunu ve memnuniyetini artırmak” olarak belirtirsek,  KSS projeleri Şirket iş süreçleri uyumlu hale geldiğinde, İK açısından işyerinde uyum ve işbirliği yaratılması, örgütsel motivasyonun güçlenmesi ve çalışan bağlılığının ve memnuniyetinin arttırılması, çalışanın geliştirilmesi ve elde tutulması söz konusu olmaktadır.

Aynı şekilde İK’nın ve çalışanların paydaş olarak destek verdiği, içinde yer aldığı KSS projelerinin başarılı olması söz konusudur. Yani, KSS ile İK uygulamalarının birbirini desteklediği çift yönlü bir etkileşimden bahsedebiliriz.

*KSS projelerinin İK süreçlerinden İşe Alma sürecine etkisi: KSS’ye verilen önemin sosyal medya veya web sitesi ile veya diğer araçlarla paydaşlara aktarılması suretiyle kurumsal itibarın artırılması ve KSS’ye destek olabilecek, KSS profili gelişmiş (KSS’ye önem ve değer veren, KSS farkındalığı ve bilgi düzeyi yüksek) nitelikli adayların işe alınması mümkündür. Ayrıca, oryantasyon sürecinde KSS projelerinin aktarımının sağlanması önem taşımaktadır.

*KSS projelerinin Performans sürecine etkisi:  KSS katılım kriterini / KSS sosyal hedef kriterini performans değerlendirme kriteri olarak dikkate almak veya KSS kriterlerinin belirlenmesine çalışanların da dahil edilmesi suretiyle aksiyon planları geliştirmek çalışanları motive edici ve aidiyet duygusunu geliştirici, KSS’yi içselleştirici etkisi olacaktır.

*KSS projelerinin Ücret sürecine etkisi: KSS’ye katılım sağlayanları maddi ve maddi olmayan ödüller sunmak hatta dış paydaşlarla bu ödül bilgisini paylaşmak kurumsal itibar ve çekicilik anlamında yararlı olacaktır. Burada hem KSS performansının hem de KSS katılımcılarının performansının belirleyici olduğunu belirtebiliriz.

*KSS projelerinin Eğitim sürecine etkisi: KSS projeleri hakkında bilgi sağlayıcı, farkındalığı ve sürdürülebilirliği artırıcı eğitimlere, eğitim programlarında yer verilmesi, KSS ölçümüne yönelik eğitim kriteri belirlenmesi fayda sağlayıcı olacaktır.

Netice olarak; KSS ve İK arasında çift taraflı bir ilişki vardır diyebiliriz. Özellikle,  KSS projelerinin İK departmanında yapılması halinde;  İK’nın KSS kültürünün ve değerlerinin oluşmasını ve yaygınlaşmasını sağlayacağını, KSS projelerinin çalışanların motivasyonunu ve bağlılığını artıracağını söyleyebiliriz.

Diğer bir deyişle; İK projeleri KSS’ye olan çalışan bağlılığını artırırken, KSS’nin sosyal  İK uygulamalarının çalışanlar tarafından değer görmesini sağlayıcı etkisi olmaktadır.İK ve KSS uygulamaları birbirini desteklemekte ve karşılıklı bağımlılık durumu yaşanmaktadır. Eğer, KSS ile İK birbirini desteklemiyor ise burada KSS’nin sadece reklam aracı görevi üstlendiğini söylemek mümkündür.

KSS ile İK arasındaki etkileşim konusunda hazırladığım yedi soruluk anket geçtiğimiz hafta twitter üzerinden yayınlandı. İK’ya dair bilgi ve tecrübelerin kelimelere döküldüğü twitter sohbetinde (*) paylaştığımız anket sonuçlarını sizlerle de paylaşmak istedim.

Ankete katılanların;

%74’ü KSS’nin  çalışanın Şirkete  bağlılığını artırdığını,

%60ı KSS’nin en çok Performans sürecini etkilediğini,

%5 ‘i KSS’nin en az Ücretlendirme sürecini etkilediğini,

%60’ı KSS projelerinin  İK’da yapıldığını ama bu oranın  %90’larda olması gerektiğini,

%75’i KSS’nin reklam aracı olduğunu,

%95’i KSS’nin Şirketin imajının korunmasında rolü olduğunu,

%70’ihalen çalıştığı Şirkette KSS olmadığını,

%56’sıdaha önceçalıştığı Şirkette KSS projesi olduğunu,

belirtmişlerdir. 

(*) (her çarşamba 21:00-22:00 saatleri arasında / #4.Boyut Akademi ve #4BoyutluİK organizasyonuyla)

İK Bloglarının Önemi

İK Pencerem blogumu oluşturma amacımı; “insan kaynaklarına ve insana” dair gördüklerimi, öğrendiklerimi, anladıklarımı paylaşarak; insan kaynakları yönetimi konusuyla ilgilenenlere ve İK’nın merkezindeki “insana” yararlı olmak olarak belirlemiştim.

Koşar adım sürdürdüğümüz hayatımız içerisinde “kendimize gerçekten ait olan zaman ne kadar?” sorusunun cevabı, bence kendi kendimize kaldığımızda yaptıklarımız ve düşündüklerimizdir.

Bu açıdan baktığımda; İK blogumda yazdıklarıma göz atmayı, neler yazabilirim diye düşünmeyi, yeni bir yazı yazarken defalarca değişiklik yapmayı, yazdığım yazıya gelen bir yorum/beğeni ile cesaretlenmeyi kendime ait anlardan birisi olarak görüyorum.

Her ne kadar İK blog sayfası oluşturmak, kendimize ait anlardan biri olsa da aslında yazdığımız yazı; paylaştığımız haber; yaptığımız bir değerlendirme, gözlemlerimiz, yayınladığımız bir fotoğraf, sunum, grafik: internet üzerinden sadece Türkiye’ye değil dünyaya ulaşabilmektedir.

Dolayısıyla; İK blogunun hem kişisel hem de evrensel bir niteliği olduğunu söyleyebiliriz.

İK blogları bazen İK’ya gönül veren amatöre, profesyonele, akademisyene; bazen İK eğitimini hedeflemiş öğrenciye; bazen İK ile ilgilenmeyen ama araştırdığı bir konuyla ilgili olarak veya tesadüfen kendisini İK bloglarında bulan insanlara; yani hem kendi ülkemizdeki hem de diğer ülkelerdeki insanların hayatına dokunmaya vesile olmaktadır.

Dolayısıyla, İK bloglarının hem mesleki açıdan hem de insani açıdan gerekli ve önemli olduğunu düşünüyorum.

2014 yılından itibaren her ay hazırlanan ve en son Aralık 2018 itibariyle güncellenen listeye göre, halen 203 İK blogu bulunmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde; “Bloggerlara ne oldu?” sorusuna cevap arayan “Meslek Dayanışması” başlığındaki yazı iki ayrı İK blogunda aynı anda yayınlandı. Tespitler şöyle;

  • Bazı bloggerlar iş hayatında yaşadıklarını tamamen yazdıklarına yansıtamadıkları için kendilerini sorgulayıp yazmayı bıraktılar.
  • Bazı bloggerlar blog yazılarının iş hayatında mobbing konusu olmasına ve yazdıklarının çalışma ortamını etkilemesi sonucu yazmayı bıraktılar.
  • Bazı bloggerlar sıkıldıkları, tükendikleri için ve hayat onlara başka yollar çizdiği için yazmayı bıraktılar.
  • Bazı bloggerlar ise isteklendirme kaynaklarına ve eleştirilere karşı yazmayı bıraktılar.
  • Bazı bloggerlar ise blogunu amaç mı araç mı olduğunu netleştiremedikleri için yazmayı bıraktılar.

Tabii ki tespitlere katılmamak mümkün değil.

Eğer, gelecek nesillere yaşanabilecek bir dünya bırakmak amacının karşılığı “sürdürülebilirlik” kavramı ise; bence İK bloglarındaki yazı ve sayfalarda kişisel ve mesleki deneyimlerin, bilgi birikiminin, fikir ve düşüncelerin farklı bakış açılarından paylaşılması gelecek nesillere ışık tutmaktadır. Yaptığımız işler, yazdığımız yazılar, sarf ettiğimiz cümleler de geleceğe mirasımızdır aynı zamanda.

Öyle sanıyorum ki; kişisel, toplumsal, kurumsal, teknolojik trendler ve diğer sebepler İK bloglarının sürdürülebilirliğini kesintiye uğratsa da; her şeye rağmen İK bloglarında paylaşılan bilgi, tecrübe ve deneyimlerin, anıların, değerlendirmelerin, fikirlerin; insanların hayatına değer kattığını, geleceğe miras olduğunu unutmamamız gerekiyor.

“Sosyal Fayda” üzerine…

Ailemiz, işimiz, dostumuz, aşkımız, yaşadığımız şehir, okuduğumuz bir kitap, söylediğimiz bir şarkı, duyduğumuz bir şiir, kurduğumuz bir hayal, yarattığımız bir sanat eseri, evimizdeki muhabbet kuşu, kedimiz, çevremize iyilik yapmak, sosyal sorumlulukları yerine getirmek; hayatın koşuşturması içerisinde ne olursa olsun sımsıkı tutunup asla vazgeçmeyeceğimiz, her şeye rağmen hiç bırakmayacağımız, tutunacağımız hayat dallarından bazılarıdır…

“Hayat aslında anlamsız bir bulanıklıktır ama ona anlam katabilmek gerekir. Mutlaka bir tercihiniz olmalı, ona dayanmalı, onun için mücadele etmelisiniz (*) sözünde olduğu gibi hayatta tutunduğumuz dallar, aynı zamanda uğrunda mücadele ettiğimiz tercihlerdir.

Eğer tüm canlılara iyilik yapıyor ve yaşadığımız toplumun gelişmesine gönüllü olarak katkıda bulunabiliyorsak; hayat dallarımızdan olan hayatımızı anlamlı kılan tercihlerimizden birisini yerine getirmiş olmaktayız. Dolayısıyla; bireysel anlamda sosyal sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizde sosyal fayda sağlamış oluruz.

Sosyal fayda ve iyilik yapma konusunda birçok web sitesine ulaşmak mümkün olup; bilgi yoğunluğunun, bilgi dağınıklılığının olduğu bir ortamda iyilik adına, sosyal fayda adına hem iyi şeyler yapanların olduğunu görmek hem de daha yapılacak iyi şeylerin olduğuna inanmak ve farkındalık sağlamak çok önemli bir husustur.

Sosyal fayda ve sosyal fayda haberlerine ilişkin en yeni sitelerden “BİDESTEK” ve “İYİ HABER VER” web sitelerini; sosyal fayda seçeneklerini öğrenmek ve iyi haberleri takip etmek için önermek isterim.

Ayrıca; 2030 yılında içinde yaşamak istediğimiz dünyayı keşfetmek için, dünyamızı daha yaşanır kılmak için, teknolojinin potansiyelinden nasıl yararlanabileceğimizi konu eden ve üç ay önce gerçekleştirilen  SOSYAL FAYDA ZİRVESİ oturum videolarını izleyebilirsiniz.

Not: Sosyal fayda yaratan kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin insan kaynaklarına etkisine dair bir yazı pek yakında burada…:))

(*) Albert Camus

Hayata dair…

Bazen yüreğimizin derinliklerinde hissettiğimiz dile gelmesi kolay olmayan duygu  ve düşüncelerimizi anlatmaya uygun cümleler bulmakta zorlanırız…

Hani denize dalıp, dipte  ayağınızın kuma değmesi ve nefesinizin tükenmesiyle birlikte biran önce suyun yüzeyine çıkma isteği gibi … uykunuzda tüm gücünüzle seslenmenize rağmen sesinizin duyulmaması gibi…

Ailemde yaşadığım her kayıpta duyduğum üzüntü ile tekrar tekrar yaşadığım dibe vurma ve her defasında tekrar tekrar hayata tutunmaya çalışmak… Sesim duyulana kadar seslenmeye devam etmek…

Doğmak, yaşamak ve ölmek  arasında gidip gelen anlatılması çok zor karmaşık duygular…

Kim bilir? Belki de sadece büyük harflerle bir “HİÇ” yazmak yeterli olur, böylesi durumlarda…

İşte bu duygular içindeyken, MASA dergisinde karşılaştığım aşağıdaki cümleler  bana tercüman oldu.

“… Gitmez dediğin gider, kalmaz dediğin kalır. Olmaz dediğin her şey aniden olur. Sevmem dediğini severken bulursun kendini, sevmekten vazgeçemem dediğini yererken… Ve överken düşman bellediğin birinin bir düşüncesini. Yaşayamam dediğin yerde yaşarsın, ölürüm dediğin acıdan çıkarsın, kapanmaz dediğin yarayı unutursun. Sınırlar çizersin, sonra aşarsın bir bir çizdiğin sınırları. Yeri gelir aşmam dediğin çizgiden taşarsın bile. Aklında hiç olmayan belirir yanında, yanında hiç olmayan çıkar gider aklından ve aklından hiç çıkmayanı bırakırsın bir gün, bir yük gibi kenara. Yük gibi geleni mumla ararsın, mumla aradığınsa yük olur omuzlarına.

Her şeyin bir doğma, her şeyin bir olgunlaşma ve her şeyin bir bozulma süreci vardır. Kısacası her şeyin var olma ve yok olma vadesi…

Hayat ve doğa bize bunu anlatır…

Mümkünlerin kıyısında olduğunu anladığın büyülü bir bilgidir bu kabulleniş. Derin bir nefesle keskin bir ferahlama gibidir, yaksa da ciğerini iyi hissettirir. Bu bilgiyi alıp idrak edince bir büyünün içinde hissedersin. Şaşırmaların ötesine, mutsuzlukların berisine bir yol kurar, kendine de bir rota çizersin. Biri sihirli bir değnekle kalbine dokunup ruhuna  pırıltılar saçmışçasına yumuşar benliğin. Öfke, nefret, hınç, kin… Kötü olan ne varsa hepsini, hepsini bir kenara itersin. İyileştirici bir düşüncedir  bu, rahatlatıcı ve içindeki iyiyi gıdıklayıcı bir etki yaratır. Mucizenin varlığı tartışılır elbette, ama varsa şayet, muhakkak ki bu rahatlama da tıpkı doğa gibi bir mucize etkisi taşır…”

Her şeye rağmen iyiliklerimizin, umutlarımızın, hayallerimizin, huzurumuzun, başarılarımızın, sevgimizin çoğaldığı ve sevdiklerimize sıkı sıkı sarılacağımız, birbirimiz için yaşayacağımız bir 2019 yılı temenni ediyorum.

Farklı Yönetim Sistemlerinin Entegre Edilmesine Dair…

Çalıştığım kurumda ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Kalite Temsilcisi olarak yaklaşık 1o yıl sistem çalışmalarının koordinasyonunu ve organizasyonunu yürüttükten sonra şu anda başlatılan Entegre Yönetim Sistemi kurulması çalışmaları konusunda tüm personele Farkındalık Eğitimlerinin verilmesini Ekim ayı içerisinde gerçekleştirdik.

Kurumumuzdaki Entegre Yönetim Sistemi altı farklı yönetim sistemini kapsamaktadır.    Bunlar; Kalite Yönetim Sistemi (ISO 9001), Çevre Yönetim Sistemi (ISO 14001), Müşteri Memnuniyeti Yönetim Sistemi (ISO 10002), İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi (ISO 45001), Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi (ISO 27001) ve Enerji Yönetim Sistemi (ISO 50001).(Entegre yönetim sistemini oluşturan yönetim sistemlerinin sayısı ihtiyacına göre değişebilmektedir.)

Entegre yönetim sistemi deyince; birbirinden farklı birden fazla yönetim sisteminin tek çatı altında toplandığı, farklı sistem gereklerinin aynı anda karşılandığı, bütünsel uygulanan sistemden bahsedilmektedir.

Kurum ve kuruluşlarda performansı ve yönetim kalitesini artırmak için oluşturulmakta ve uygulanmakta olan entegre yönetim sistemi içerisindeki birbirinden farklı sistemlerin her biri bu ortak amaca hizmet etmekle birlikte, kendi özel amaçları da bulunmaktadır.

Her bir yönetim sisteminin kendi uygulama metodolojileri ve yaklaşımları olmakla birlikte, farklı olan yönetim sistemleri arasında pek çok geçişkenlikler ve benzerlikler de bulunmaktadır. İşte bu ortak noktaların birlikte ele alınmaması ve bu farklı sistemlerin birbirleri ile entegre hale  getirilmemeleri halinde kurum ve kuruluşlarda önemli verimlilik kayıplarına yol açılması kaçınılmaz olacaktır.

Diğer bir deyişle;  ister makine, ister bilgisayar, ister insan olsun; tüm karmaşık sistemler nasıl benzeşim içinde olmak zorunda ise, sistemin üst düzeyde çalışması isteniyorsa, parçaların bir bütün halinde çalışması ve her eylemin bir diğer eylemi desteklemesi gerekir. Parçalar aynı anda değişik istikamete yönelirse, makine uyumlu çalışmayacak ve büyük olasılıkla bozulacaktır.

Dolayısıyla; kurum ve kuruluş hizmetlerinin, uluslararası kabul görmüş yönetim sistemlerine uygun yönetim anlayışı ile yerine getirilmesinin ve hizmet(ürün) kalitesinin sürekliliğinin sağlanabileceğinin güvencesi olan entegre yönetim sisteminin temelini oluşturan yol ve zihin haritasının çok sağlam olması, sistem gerekliliklerinin, yeterliliğinin, sürekliliğinin, sevk ve idaresinin, takibinin, kontrolünün, denetiminin yerinde-zamanında-etkili ve verimli bir şekilde yapılması, her kademedeki tüm çalışanların sistemin içerisinde olduğunu içselleştirmesi, hayati önem arz etmektedir.

Entegre yönetim sisteminin beklenen faydalarını şöyle sıralamak mümkün;

-Hizmetin, verimliliğin, yönetimin kontrolünün ve kalitesinin, işin kalitesinin gelişmesi.(hedef/performans)

Sistematik çalışmanın ve veri toplama sisteminin gelişmesi.(Dokümantasyon/kayıt/ bilgiye erişim/bilgi akışı)

-İç ve dış paydaşlar açısından isteklerin doğru anlaşıldığının, sağlıklı kaydedildiğinin ve karşılandığının güvencesinin oluşması.

-Kişiye bağımlılığın en aza indirgenmesi.(kişiler gelip geçici/sistemler kalıcı)

-Yeni çalışanların uyum süresinde azalma.

-İş risklerini yönetme konusunda bütünsel bir yaklaşım.(eylem ve sonuçları)

-Çalışan moral ve motivasyonunun yükselmesi.

-İç ve dış iletişimin gelişmesi.

-Daha az yineleme / daha az bürokrasi / daha az maliyet / zamandan tasarruf. (standart gerekliliklerinin koordinasyonu-tetkikler-eğitimler)

Çok geniş bir konu olan ve mümkün olduğunca özetlemeye çalıştığım entegre yönetim sistemine ilişkin olarak; kurum ve kuruluşların kültürleri ile beraber, misyon ve vizyona göre şekillenen entegre yönetim sistemini oluşturan birbirinden farklı yönetim sistemlerinin gerekliliklerinin yerine getirilmesi, uygulanması, etkili ve verimli olması için; İNSAN ODAKLI bir yönetim anlayışının benimsenmesi, İNSAN KAYNAĞI‘na önem verilmesi gerektiğini belirtmek isterim.